Yaz yine geçer, kış göz kırpar...
Yazın ihmal ettiğin şeyleri kışın yapacağına inanırsın.
Daha çok yazacak, daha çok okuyacak, yarım kalan işlerini bitireceksindir.
Gõreceğiz, sendromundan fırsat kalırsa bunları yapmaya...
Hayatın gerçekleriyle yüzyüze gelinceye kadar kuruluyor şimdilerde hayaller.
Sepetten taşmaya başlayan hobi malzemeleri...
Sehpanın alt rafının eğilmesine neden olan kitaplar, dergiler, kataloglar...
Beynimi isyan ettiren fikirler, düşünceler...
Defterlere sığmayan hayaller...
Bitmeyen istekler...
Yarım kalan işler...
ve çok daha fazlası ile meşgulken bu beyin, kalp ve beden, alarmın sesi ile yüzleşiyor her sabah...
Hadi bakalım rafa kaldır 13 saat daha hayalleri, kalkar kalkmaz yeniden o yatakta olmayı hayal et.
15 dakikada modunu değiştir, fırla evden, gülümse.
Sanki o saatte yapmak istediğin şey oymuş gibi...
Haftalardır işlerimi yetiştirmek için çırpınıyorken son bir hafta kala yoğunluğum iyice arttı.
Yoksa içim rahat etmeyecek biliyorum, mutlaka işlerimi bitirip gitmeliyim, büyük takıntım!
Bu nedenle deli gibi yoğun olsa da rengarenk olsun Cuma!
Twinings Collection'dan bu sabah,
four red fruits...
kokusunu tarif etmem mümkün değil,
tadını da.
fincanı burnuma yaklaştırıp derin derin içime çekiyorum...
...
..
.
ayaklarımı karnıma doğru çekiyorum...
yeşil battaniyemi belden biraz daha yukarıya...
koltuğa şöyle bir yerleşiyorum.
dışarıda yağmur, pencereden sokağı izliyorum.
.
..
...
sanırsın.
ama yok ofisteyim :)
bendeki hissiyatı bu!
bu sabah gözlerimi 7:30'da açıp kısa süreli bir "geç kaldım!" algılamasından sonra evde daha fazla vakit geçirince...
otoban yerine şehir içinden gidip daha fazla 'yaşam' görünce...
kahvaltımı ofis yerine arabanın içinde yapınca...
ve işe 1 saat geç gelmenin verdiği o garip konsantrasyon güçlüğü yaşanınca...
haliyle bedenin tamamını getirsen de ruhun önemli bir kısmı geride kalıyor.
Fabrikamızın güzel bir rutini var, her Pazartesi İstiklal Marşı'nı okuyoruz, evet doğru duydunuz. Birçok kişi buna şaşırıp inanmasa da bu doğru. Hatta yeni işe başlayan arkadaşlarımız ya da stajyerlerimiz inanmıyorlar bir süre. Ancak gördüklerinde inanıyorlar. Ben bu rutini seviyorum. Her Pazartesi sabahı işe başlamadan hemen önce ofisime gidip çantamı bırakıyorum sonra İstiklal Marşı okuduğumuz alana, yemekhanenin oraya gidiyorum. 'Günaydın'laşıyoruz gelenlerle, İK müdürümüzün önderliğinde teypten gelen müzikle birlikte okuyoruz marşımızı. Herkes en son lisede sanıyorum bırakmış oluyor bunu ama ben her hafta bunun hazzını yaşıyorum. Boğazım düğümlenerek ve burnum sızlayarak okuyorum, benim gibi her hafta başı oraya gelen insanlarla kalbimden aynı şeyin geçtiğini bilmeyi seviyorum. Güne ve haftaya mutlu başlıyorum, bilerek, bir kez daha hatırlayarak, omuzlarım daha dik ve gururla başlıyorum.
Çalış, çalış, çalış, köle gibi çalış, fütursuzca çalış, ölesiye çalış, yorgunluktan bit, yorulma, onu da yap bunu da yap, bunu bitirmemiz lazım, raporu vermemiz lazım, haberleri yayınlamamız lazım... Liste uzar da uzar. Arada biraz böyle renkler olmasa, iki kandırmasam kendimi çekilmez ki...
Bu blogda yer alan fotoğrafların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına aykırıdır. Göstermiş olduğunuz ilgi ve anlayış için teşekkürler.