Dün eğitimim vardı. Eve dönerken her zamanki gibi gözüm kırtasiyelerde tabi :) Birinden içeri girdim. "Scrapbooking malzemeleri var mı sizde?" dedim. İşte bu! Tam da beklediğim bakış. "Ben de bundan korkuyordum" dedim adama, güldük. Biraz tarif ettim, "çocuklar için şunlar var bizde" dedi. Çocuklar için değil onlar! vee küçük yeşil bir şekilgeçim oldu :) Sonra bana tam da istediğim gibi bir yeri tarif etti. Bildiğim bir yerin bilmediğim bir şubesiyle karşılaşmanın mutluluğuyla daldım içeri. Aman tanrım burası cennet! Oldukça uzun süre gezdim, bakındım, sordum. Ve şimdilik kendimi tutarak sadece bir desenli kağıt ve şekilgeç bir makas aldım.
Çılgınlar gibi mutlu oldum! Altı üstü bir şekilgeç makas, bir şekilli delgeç, bir de desenli kağıt değil mi? Öyle değil işte!
Sokakta gülümseyen ve sekerek yürüyen birini gördüklerinde deli olduğumu düşünmüşler midir?
Annem haklı olabilir mi? Ben hiç büyümeyecek ve delinin teki olabilir miyim? :D
Koşa koşa eve geldim. Yapacak bir dolu şey var kafamda. Spor yapmayacağım bugün cık! Yok evi de temizlemeyeceğim. Daha önce planladığım gibi dolap içlerini de düzenlemeyeceğim. Kurabiye mi yapsam yeni aldığım bilmem kaçıncı kalıplarımla? Yok, bir gün de otur işte. Önce hafta sonu IKEA'dan aldığım dolap içi düzenleyicilerim, diğer "çok gerekli" kutularım ve aksesuarlarımla mı ilgilensem?

Eve girer girmez attım her şeyi üstümden. Hemen suyu kettle' a koydum. Canım bu akşam kahvaltı yapmak istedi. Bir güzel karnımı doyurdum. Kafamda yapılacaklar listesi... Bugün iyice tavan yaptı scrapbooking bende. Aylardır çok fena kafayı takmış durumdayım. Almanya'dan bir dolu malzeme ile döndükten sonra zamansızlıktan ilgilenemedim bir türlü. Çok fazla fikir ve istek var içimde. Malzemelerime baktıkça çıldırıyorum resmen, ve alacaklarıma tabi ki. 

Nasıl da tek tek seçmiştim bu minik şeyleri, özenle, bir çocuk heyecanıyla. Konuyla ilgili kaç mağaza gezdim bilmiyorum. En az 8 farklı dükkandan topladım yukarıdakileri ve aşağıdakileri. Stuttgart'ta bir iş merkezinin alt katında küçücük bir dükkanı bile araya araya bulmuştuk.
Şimdi ilk işim öncelikle Kemeraltı'na gidip bir dolu malzeme daha almak sonra internetten bulduklarımı da arşivime katmak. Ve en kısa zamanda harikalar yaratmak!
(Fotoğraf makinem şu an bende olmadığından, fotoğraf idare edecek artık, cep telefonundan...)
Zeynep "giy, git" demişti oysa ki...
Bu sabah yine inanılmaz yağmur vardı İzmir'de...Sabah servise ulaşana kadar ve küçük göletleri aşarken sağ kolum ve paçalar ıslandı. Servisten inip ofise geçene kadar da dizlere kadar sırılsıklam ve sağ kol biraz daha fazla...
Oysa ki bugünün yarım gün olmasından hareketle bir kaçamak yapıp çaktırmadan siyah ve deri spor ayakkabılarımla işe gidecektim :) Çıkışta Alsancak'a gideceğim için çok rahat olacaktı ama nerdeee...Nereden çıktı bu yağmur? Çizmelere talim yine. Ofiste küçük bir ısıtıcı yardımıyla kurudum neyse ki. Yağmura öfkem geçmiş değil tabi...
Uzun zamandır direndiğim yağmur botlarına 1 hafta önceki yağmur felaketinde sahip olmaya karar vermiştim. Salt moda uğruna giyilmesi, 2 kişiden birinin ayağında olması, 'şu adını bile telaffuz etmek istemediğim mağara adamı botları gibi' görgüsüzce kullanılıyor olmasının verdiği rahatsızlık nedeniyle "yok yok" diyordum. Üzerine bir de yaşı biraz elverenlerin yaptığı "biz çocukken giymeye utanırdık onları, şimdi moda oldu" yorumları :) Sabah ıslak muhabbetler yaparken arkadaşlarıma bugün yağmur botu alacağımı söylediğimde duyduğum "aaa hem çok moda onlar" yorumları da beni haklı çıkarıyordu tabi :)
Karar verdim, mağara adamı botlarına benzemiyor bu iş. Zira Ağustos sıcağında şortların altına giyilen o tasarım felaketi çirkin şeyleri asla hoş görüyor olmayacağım! Yani yağmur botları artık gerçek bir ihtiyaca dönüşmüş durumda. Özellikle bu yıl pek bir yırtık olacağını tahmin ettiğim İzmir'in göğü karşısında :)
Velhasıl sabah karar verdim, Zeynep'in yanına gideceğim ya, sonrasında adres de belli, gidip oradan alacağım.
Zeynep'le lafladık bol bol, yedik, içtik, sohbet ettik. Onunla da konuştuk nerede neler var diye, o da istiyor onlardan. Normalde kapısından içeri girmeyeceğimiz birkaç ayakkabıcı var yol üstünde, nasılsa plastik çizme dedik oralara da bakmakta fayda var! Eeee hadi bana müsaade, ulvi bir görevim var, taktım ya kafaya bugün alacağım. Bu arada hava süper sanki sabah seller basmadı İzmir'i! Günlük güneşlik! Çıktım bir güzel yürüyorum. Mağazaların birinden içeri girdim, çıktım, sonra öteki, öteki...Aradım Zeynep'i, şok tabi biz...3 dandik ayakkabıcıda fiyatlar 75 ve 90 TL. Fırsatçılık diye buna derler, yok daha neler... Çin işi, dandik plastik yahu. Woz bile 120 TL, İtalyan. Anlaşıldı, aklımdaki yere gideyim ben başka bir yere daha bakmadan. Girdim içeri, beğendim aldım, süper. Zeynep'e bir MMS attım, o da çok beğendi, "giy, git" dedi, "yok" dedim, "yağmur yok".
Çıktım, 3 dakika yürüdüm, yağmur, elimde yağmur botları...Yine yakaladın beni ama bu sefer fazla ıslatamadın...
Korkmuyorum artık senden hain yağmur!
ve one more rainy day için buraya!
Sabah duş alıp sağlam bir kahvaltı yaptıktan sonra bloggerlara bir göz attım ve attım kendimi dışarı. Hava güzeldi, Agora'ya gittim yürüyerek. Önünde çılgınca bir kalabalık vardı. Bir anormallik olduğunu anlamıştım, tamam her zaman kalabalık ama bu defa bir tuhaflık vardı. Kapıya yaklaştıkça, uzayıp giden, başını ve sonunu göremediğim bir kuyruk olduğunu farkettim, görebildiğim 'Ben10' yazılı bir şeyler vardı o kadar. Kalabalık içeride de aynı şekildeydi, her yer çılgın gibi insanlarla doluydu, ne olup bittiğini anlamaya çalışırken alt katta AVM'nin tam orta yerinde kurulu bir sahne, ışıklar, kameralar, kalabalık bir ekip, sıra bekleyen ve sahnede kendini göstermeye çalışan çocuklar ve onları ilgiyle izleyen ailelerini gördüm. Çocuklar sahnede o çizgi film karakterinin hareketlerini yapıyorlardı ve kameralar da bunları kaydediyordu yani bir takım seçmelere katılmışlardı. Aman tanrım bu nasıl bir çılgınlıktır. Çocukların Ben10 denen çizgi film kahramanına olan düşkünlüğünün farkına varmam yöneticimin oğlunun 'Ben10 saati' ve o saatle oynarkenki heyecanını görmemle olmuştu. Daha sonrasında anne ve babaların 'Ben10 saati bile aldık' cümleleriyle o kadar çok karşılaştım ki... (Bu arada karakter bana göre çok cins, sinir bozucu bir yüz ifadesine sahip olduğu için görselini buraya koymadım. Hafızamdan silinsin istiyorum) O bölgede yoğunlaşan kalabalıktan hızla uzaklaştım. Filmlere bakayım dedim, seanslar işime gelmedi, 2 haftadır beklediğim ayakkabılar gelmişti, onları almaya gittim. İşte yeni bootielerim...
Ardından D&R'a girdim, önce dergilere baktım, cık! ilgimi çeken bir şey bulamadım, sonra DVD'lerin içinde kayboldum her zamanki gibi, 5 tanesini seçtim. Sonuna kadar heyecan ve merakla izlediğim "Beyza'nın Kadınları", tatile giden insanların boşalttığı evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince, bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikayesi "Boş Ev", Martin Scorsese'nin Rolling Stones belgeseli "Shine a Light", sadece 2 günde ve çok kısıtlı bütçeyle çekilen Jack Nicholson'ın "Küçük Korku Dükkanı", şanslı çocuklar olarak Bugs Bunny, Daffy Duck izlememiz anısına ve 'gelecek nesillerin çocukları da bu çizgi filmleri izleyebilir umarım' dilekleriyle aldığım "Süper Çizgi Kahramanlar".
Didem'in yanına uğradım, "kahve içelim mi?" dedi. E süper zaten Starbucks diye bağırıyor hücrelerim, asıl niyetim o, evden çıkarken. Birer Chai Tea Latte içtik, tarçına bayılıyorum. Sohbet ettik dışarıda, iyi geldi, Didem mağazaya dönmeliydi, o gitti ben yine kendimle başbaşa kaldım, ajandayı revize ettim, karaladım bir şeyler uzunca bir süre, 2 saat kadar geçmiş, iliklerime kadar üşüdüğümü hissettiğimde fark ettim, içeri girdim. Yarım saat sonra ancak ısınabildim. Biraz mağazaları gezdim sonra Didem'in yanına gittim, 22'de mağazayı kapatıp çıktık, oops yağmur, hemen otobüse atladık neyse ki. Islanmadım ama, bu günü ıslak bitirmekten hiç hoşlanmayacaktım biliyorum. Ama çok iyi geldi, kendi kendime ööyle...
Agora'daki şanslı gezintilerimden birinde, geçen Çarşamba, Sephora'nın çılgın indirimine rastladım. Karıştım renklere... Rengarenk ve birbirinden güzel kokulu banyo tuzları, renklerin büyüsüne kapılmamak mümkün değil. "Ondan aldım, bundan da aldııım, bu renk var mıydı, tamaaam, bunun açığı, eveet sanırım şimdi tamam oldu, bir set de Teyzoş'a yapmalı." Bitmedi tabi, birkaç vücut spreyi ve kremi, tırnak bakımı, stresli anlar için sakinleştirici yağ. En güzeli de 15 lira olan spreyin kasada 5 lira olduğunu görmekti, e bir tane daha alayım öyleyse :)




